İran, şüphesiz hem Kafkasya coğrafyasının hemde Orta Doğu'nun en etkili ülkelerinden biridir. Yüzyıllar boyunca bölgede siyasi, beşeri, ekonomik ve kültürel gibi birçok alanda büyük roller üstlendi. İran 1800’lü yıllarda Afganistan üzerinden Hindistan'a oradan Tuna boylarına dek uzanan batı ile ilişkileri olmuştur. 1800’lü yılların ortalarında ise İran’ın ABD ile siyasal ilişkileri başladı. Tarihin şanlı Pers imparatorluğu İngiliz’in kirli oyunları ve toplumun çoğunluğunun katıldığı eylemciler sonrası 1906'da meşrutiyet ilan edildi. Birinci Dünya Savaşı ve akabinde süre gelen II. Dünya Savaşı sonrasında devam eden Soğuk Savaş döneminde dahi İran-ABD arasında çok büyük gerginlikler yaşanmadı. 1906'da Meşrutiyet ilanı ve Muhammed Rıza Pehlevi'nin Beyaz Devrim’i sonrasında, İran 1970'lere girildiğinde yeni bir devrime doğru gidiyordu. Beyaz Devrim 1979 yılında Şah Pehlevi’nin ülkeden kaçması ile sonlandı. Takvim yaprakları 1 Şubat 1979'u gösterdiğinde İran çok hareketli bir günle uyanmıştı. 15 yıldır sürgün olan Ayetullah Humeyni ve beraberindekiler ülkeye dönüyordu. Milliyetçilik ve Batı karşıtlığından oluşan rüzgarı arkasına alan Humeyni Monarşi'nin yerine kurulacak İslam Cumhuriyeti'ne zemin hazırlamak için yeni anayasası oldu bitiye getirdi. 11 Şubat’ta İran Devrimi gerçekleşti. Bunlar yaşanırken İranlı öğrenciler tarafında Tahran’da bulunan ABD Büyükelçiliği işgal edildi ve 66 Amerikalı rehin alındı. Bu işgal girişimin ardından ABD’nin İran ile ilişkileri direkt olarak bozuldu. İran rehineler karşılığında taleplerini bildirdi. Bu taleplerden biri Şah Pehlevi’nin iadesiydi. Ancak, ABD tüm talepleri reddetti ve İran’a karşı ambargo ve boykot faaliyetlerini ortaya koydu. 1980 yılı itibari ile ABD – İran ile tüm diplomatik ilişkilerini kesti. Bir dönem müttefik derecesinde olan İran-ABD ilişkileri ABD’nin sürgünde olan Humeyni desteklemesi sonrası Humeyni’nin yönetimi alması ile iki ülkenin ilişkileri tamamen bozulmuştur. İran’ın ABD ile olan rehine krizi devam ederken komşusu Irak'a karşı savaşa girmesi 8 yıl sürecek yeni bir savaş ile baş başa kalmıştır. İran 444 gün sonra ABD’li rehineleri serbest bıraktı. ABD 1984'te İran'ı, terörü finanse eden ülkeler listesine aldı. 1980’de başlayan İran-Irak savaşında ise ABD ve Arap ülkelerinin çoğu Irak’ı destekledi. Amerika, savaşı İran’ın kaybetmesini istediği için Irak’a savaş süresince askerî yardımın yanı sıra beş milyar dolara varan gıda desteği de sağladı. Bu harcamaların önemli bir bölümü başta Suudi Arabistan ve Kuveyt olmak üzere, bölgedeki diğer petrol zengini Arap ülkelerince karşılanıyordu. O kadar ki, Irak kısa sürede ABD’nin dokuzuncu büyük müşterisi olmuştu. Bununla birlikte, ABD yönetimi aynı zamanda el altından İran’a da silah satmaktan geri durmamıştır.[1] Bu süreçte ABD bir ara İran’la savaşın eşiğine kadar da geldi. ABD’nin Irak’a bilgi desteği veren Umman Körfezindeki donanması 1988 Temmuz ayı başında İran savaş gemileri ile karşılıklı ateşli çatışmaya girdi. Bu arada ABD destroyeri Viscennes, içinde 290 yolcu bulunan bir İran Airbus uçağını düşürdü. Olay ABD tarafından bir kaza olarak değerlendirildiyse de, İran tarafından ABD’nin İran’la doğrudan savaşa girme ve İran’daki rejimi devirme girişimi olarak yorumlandı.[2] ABD Başkanı George W. Bush, 31 Ocak 2002'de Kongre'de yaptığı ‘‘Birliğin Durumu’’ konuşmasında Irak, İran ve Kuzey Kore'yi "Şeytan Ekseni" olarak tanımladı. ABD'li yetkililer Tahran'ı, gizli nükleer silah programını hayata geçirmekle suçladı. Beyaz Saray, 2006'da Tahran'ın nükleer zenginleştirme programını durdurması halinde çok taraflı diyalogla söz konusu meseleyi görüşmeye hazır olduklarını duyurdu. İngiltere, Fransa ve ABD, 2009'da İran'ın Kum kentinin Fordo köyündeki tesiste gizlice uranyum zenginleştirildiğini tespit ettiklerini açıkladı. İran ve ABD'li yetkililerin, 2012'de nükleer program konusunda gizli görüşmeler yaptıkları ve bunun 2013'te de yoğun bir şekilde devam ettiği ortaya çıktı. Ruhani ve Obama, Eylül 2013'te bir telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşme, 34 yıl aradan sonra iki ülke liderleri arasında gerçekleşen ilk temas olarak kayda geçti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 5 daimi üyesi ABD, İngiltere, Çin, Fransa ve Rusya ve Almanya, Temmuz 2015'te İran ile nükleer anlaşmayı imzaladı. 2016'da İran'ın Basra Körfezi'ndeki sularına giren 10 ABD'li denizci, Devrim Muhafızları tarafından gözaltına alındı. ABD ve İran arasında daha sonra aynı yıl içinde tutuklu takası yapıldı. ABD Başkanı Donald Trump, 8 Mayıs 2018'de, İran'ın nükleer çalışmalarının kontrol altına alınmasını ön gören anlaşmadan çekildiklerini ve 2016'da askıya alınan yaptırımların "en güçlü şekilde" yeniden hayata geçirileceğini açıkladı. 2019 yılında ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusunu yabancı terör örgütleri listesine ekledi. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi de aynı gün yayımladığı açıklamada, ABD Merkez Kuvvetlerini (CENTCOM) terör örgütleri listesine aldığını bildirdi. İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi Mühendis, 3 Ocak 2020 Cuma gecesi Bağdat Havalimanı'nda araç konvoyuna yönelik ABD saldırısında hayatını kaybetti.[3]ABD Başkanı Joe Biden, göreve gelmesinin ardından İran ile ilişkiler konusunda süregelen politikayı devam ettirdi. İkinci kez ABD’nin başkan koltuğuna oturan Trump, 7 Mart'ta İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'e hem tehdit hem de müzakere çağrısında bulunan bir mektup yazdı. Mektup Birleşik Arap Emirlikleri tarafından İran'a teslim edilmiş ve İran da 27 Mart'ta Umman üzerinden mektuba cevabını ilettiğini açıklamıştı. Trump, İran’a sürekli tehditler savurmakta ve en son; ABD ile anlaşmaya varmaması halinde İran'ı "daha önce hiç görmedikleri şekilde bombalayacakları" tehdidini savurmuştu. İran lideri Hamaney de Trump'ın saldırı tehditlerini hayata geçirmesine ihtimal vermediklerini ancak herhangi bir saldırıya güçlü karşılık vereceklerini söylemişti. 2025 yılı bitmeden kim bilir daha kaç tane ABD ve İran’ın karşılıklı tehditlerini göreceğiz. Bütün bunlar göstermektedir ki, her iki taraf da zaman zaman karşılıklı meydan okumalara varan açıklamalar yapsalar da barış ve işbirliği kapısını tümü ile kapatmış değillerdir.
Dr. İmbat MUĞLU
Yorum Yazın